Çocuklarda Ölüm ve Yas
Çocuklarda Ölüm ve Yas
Ölüm, bütün bireylerde kavraması ve baş etmesi en güç konulardan biridir. Sevdiği birini kaybetmek çoğu zaman kişilerin hayatında en önemli dönüm noktası, hayatının en acı verici olayı ve hayatı boyunca unutamayacağı bir yara haline gelir. Sadece ölüm kavramını düşünmek bile başlı başına travma edici bir olay olabilir.
Ölüm maalesef yetişkinlerin hayatında olduğu kadar çocukların da hayatında vardır. Ölüm ve çocuk kelimeleri yan yana geldiğinde bile üzücü olmalarına rağmen çocuklar küçük yaşlardan itibaren ölümle tanışmakta ve hayatlarının bir noktasında ölüme şahit olmaktadırlar. Bazen bir evcil hayvanın ölümüne, bazen uzaktan bir akrabanın ölümüne, bazen de maalesef en yakınlarının ölümüne şahit olabilmektedirler. Tabii ki bunların içerisinde en acı verici ve baş etmesi en güç olan sevdiğin bir yakınının ölümüne şahit olmaktır. Fakat unutulmaması gereken önemli bir nokta vardır ki, her çocuğun hassasiyet derecesi, kaygıları, savunma mekanizmaları, baş etme becerileri farklıdır. Sosyal ve duygusal açıdan gelişmiş ve olaylarla baş etme becerileri yüksek, aynı zamanda doğru bir pedagojik yaklaşımla büyüyen bir çocuk en yakınının ölümüyle dahi daha kolay bir şekilde baş edebilirken, tam tersi durumda olan bir çocuk bir evcil hayvanının ölümünden bile patolojik şekilde etkilenebilir.
Ölüm hayatın içinde gerçek bir olgu olduğundan dolayı yetişkinde olduğu gibi çocukta da ölümü konuşmaktan kaçmak ya da ölümle ilgili duygularını bastırmaya çalışmak patolojik sonuçlar doğurabilir. Çocuklara küçük yaştan itibaren ölümü anlatırken çok dikkatli ve hassas davranmakta fayda vardır. Aksi takdirde istemeden onlarda geri dönüşü zor hasarlar bırakabilir, korku ve kaygı düzeylerini arttırabiliriz.
Çocuklarla Ölümü Konuşurken Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar
Her çocuk özel ve biriciktir. Her çocuğun kendine göre geliştirdiği bir mizacı, karakteri, duygusal ihtiyaçları, olayları algılama, olaylarla baş etme becerileri ve savunma mekanizmaları vardır. Her konuda olduğu gibi ölüm konusunda da çocuğun kendi kişisel özelliklerine göre değerlendirilip hareket edilmesi gerekliliği ile birlikte dikkat edilmesi gereken ortak ve genel, önemli birkaç noktaya değinebiliriz.
Öncelikle ölüm haberini çocuğun en güvendiği kişinin vermesi gerekir. Mümkünse bu kişinin çocuğun ebeveyni olması önemlidir. Eğer ölen kişi çocuğun ebeveynlerinden biriyse diğer ebeveynin, eğer çocuk her iki ebeveynini de kaybettiyse onlar dışında en çok güvendiği kişinin bu konuşmayı yapması gerekir. Bu konuyla ilgili en sık yapılan hatalardan biri, genellikle çocuk ebeveynlerinden birini kaybettiğinde diğer ebeveyn de yasta olduğu için çocuğa ölüm haberini ya bir uzmanın ya da başka bir akrabanın vermesidir. Oysaki çocuk da o sırada en çok güvendiği insana ihtiyaç duymaktadır. Çocuğa ölüm haberi verilmeden önce duygusal olarak çocuğu hazırlamaya çalışmak önemlidir. “Şimdi sana kötü bir haber vermek zorundayım, derin bir nefes al, hazır olduğunda sana söyleyeceğim” gibi bir başlangıç yapılabilir. Fakat bu konuşmaları yaparken çocuğa “güçlü ol”, “ağlama” gibi söylemlerde bulunmaktan kaçınılmalıdır. Çocuğun duygularını yaşamasına ve paylaşmasına izin verilmelidir. Çocuğa durumu anlatırken yaşına ve seviyesine göre olabildiğince açık ve net ama öz bir şekilde anlatılmalı fakat fazla ayrıntıya girmekten kaçınılmalıdır. Çocuğun sorularına sabırla cevap verilmeli fakat sorduğu kadarı anlatılıp çocuğa ihtiyaç duyduğu kadar bilgi verilmelidir. Çocuğun kaygılarını arttırmamak için fazla ayrıntılı bilgi vermek ya da gereğinden fazla açıklamalar yapmaktan kaçınılmalıdır. Eğer çocuk konuyla ilgili hiç yorum yapmamış ya da hiç soru sormamışsa, çocuğa “bu konuyla ilgili konuşmak ister misin?” diye sorabilir ve hazır olduğunda onu dinleyeceğinizi, soruları varsa yanıtlayabileceğinizi söyleyebilirsiniz.
Dikkat edilmesi gereken bir diğer önemli konu ise çocukların önünde çok fazla ajite durumda olmaktır. Evet, yetişkinler için de sevdiği birinin ölümü çok travmatik ve baş etmesi güç bir durumdur. Kişi mutlaka acısını ve yasını yaşayacak, duygusal boşalımını sağlayacaktır. Fakat bunu yaparken özellikle çocuğun önünde yapmamaya dikkat edilmelidir. Çocuğun önünde ağlamak, üzüntü duymak, mutsuz olmak tabii ki normaldir ve bu duygular çocukla paylaşılabilir. Ama çok daha ağır ajite tepkiler göstermek, çok şiddetli ağlamak, kendinden geçmek gibi yüksek duygu durumlarını çocuğun önünde yaşamamaya çalışmakta fayda vardır. Çocuklar dünyayı anlamlandırırken ve yorumlarken taklit yoluyla bunu yaparlar. En çok taklit ettiği insanlar da onlara bakım veren yetişkinler, yani ebeveynleridir. Aynı zamanda ebeveynlerinin olaylarla baş etme becerilerini de gözlemler ve taklit yolu ile öğrenirler. Davranış kalıplarını da buna göre geliştirirler. Bundan dolayı çocuğun önünde vereceğimiz tepkiler olayları yorumlama ve duygularını yansıtma becerileri bakımından çok önemlidir. Ayrıca zaten çok sevdiği birinin ölümü ile çok büyük bir değişime, kayba, üzüntüye ve kaygıya sahip olan çocuk, hayatta kalan diğer ebeveynin de kontrolünü kaybettiğini görür ve düşünürse kaygı düzeyi çok daha fazla artacaktır. Çünkü çocuk o yas dönemini sağlıklı bir şekilde atlatabilmesi ve kaygılarını azaltabilmesi için en çok o ebeveynine ihtiyaç duyacaktır. Dolayısıyla ona olan güvenini kaybetmemesi, onun kontrollü ve sağlıklı olduğunu bilmesi ve kendisini koruyup kollayacağını bilmesi önemlidir. Ebeveyn çok yüksek duygu durumlarını çocuktan ayrı bir yerde yaşamalıdır ama bu süreçte çocuğun kalan ebeveyninden çok fazla ayrı kalması da sağlıklı bir durum değildir. Ebeveyn yasta olduğu kadar çocuk da yastadır ve onun da duygularını ebeveyniyle paylaşmaya ihtiyacı vardır. Aynı zamanda bir ebeveynini kaybettiği için zaten kaygılı olan çocuğun diğer ebeveynini de kaybetme kaygısını yaşayabileceğinden ya da kendini güvensiz hissedebileceğinden dolayı mümkün olduğu kadar bu süreci kalan ebeveyni ile atlatması daha sağlıklı olacaktır.
Bazı durumlarda çocuklar bir yakınlarını kaybetmeseler ve ölüme doğrudan şahit olmasalar bile ölümle ilgili sorular sorabilir ve ölüm olgusundan dolayı kaygılanabilirler. Dolaylı olarak ölümle ilgili bilgi edinmiş olabilir, televizyonda şahit olmuş olabilir ya da bir hayvanın ölümünü, bir bitkinin ölümünü görüp kaygılanmış olabilirler. Bu durumlarda da çocuğun soruları sakin ve sabırlı bir şekilde cevaplanmalı, yine olabildiğince net bilgiler verilmeli ve yine aşırı açıklama yapıp çocuğun kaygısını arttırmaktan kaçınılmalıdır. Çocuklar ölümle ilgili konuşma ihtiyacı duyduklarında bu fikre nereden kapıldığı çocuğu çok irrite etmeden araştırılmalıdır. Bazen çocuk ortada gözle görülür bir sebep yokken bile anne babasını kaybetmekle ilgili ya da kendi yok oluşu ile ilgili bir kaygıya kapılabilir. Böyle durumlarda önemli olan çocukla bu kaygılarını konuşarak ona gerekli desteği sağlamak ve ona güven vermektir. Çocuğun sorularına nasıl cevap verileceği konusunda kararsız kalınırsa ona bu konuyu önce biraz araştıracağı ve daha sonra ona anlatılacağı söylenip zaman kazanılabilir. Fakat asla konuyu değiştirmeye, geçiştirmeye ya da kapatmaya çalışılmamalı, çocuğun bu kaygıları görmezden gelinmemelidir. Çocuk bu kaygılarını ebeveyni ile konuşabileceğini ve paylaşabileceğini bilmeli, ebeveyninden güven almalıdır. Aksi takdirde endişeleri giderilmemiş çocuk bu kaygılarını kendi içinde çözmeye çalışacak, bastıracak ya da daha güvensiz kaynaklardan bilgi edinmeye çalışacaktır. Bu da çocuğun kaygılarının artmasına sebebiyet verebilir.
Çocuklarda ölüm algısı belli yaşlara göre değişkenlik gösterir. Dolayısıyla çocuklara ölümü anlatma şekli de yaş gruplarına göre değişkenlik göstermelidir. Bu yaş gruplarını üçe ayırmak mümkündür.
Altı Yaşına Kadar Olan Dönem
Çocuklar ölüm kelimesiyle genellikle iki, üç yaşlarında tanışırlar. Bu kelimeyi günlük yaşamlarında ve oyunlarında kullanabilirler. Fakat ölüm onlar için kavramsal olarak bir yok olma biçimi değil, hareketsiz kalma ya da durdurma biçimidir. Çocuklarda ölüm algısı dört, beş yaşlardan itibaren gelişmeye başlar. Çocuklar ölümü tam olarak bilmeseler de yaşadıkları deneyimlerden kavramaya başlarlar. Başlangıç ve bitiş algısı oluşması, bir oyuncağın kırılıp bozulması, bir bitkinin solması, bir böceğin ölmesi ya da bir evcil hayvanlarının kaybı gibi konulardan ölümün varlığını sezgisel olarak da olsa kavrar, fakat ölümün kendileriyle bağlantılı olmadığını, kendilerinden uzak olduğunu düşünür ve herhangi bir kaygı hissetmezler. Bu dönemlerde çocuklarda soyut düşünce henüz gelişmemiştir. Somut dönemde olan çocuk canlı – cansız ayrımı yapamaz. Bu yüzden ölen kişinin tamamen yok olacağını, artık nefes almadığını, bir şey hissetmediğini kavramakta zorlanırlar. Ölümün kalıcılığını tam olarak kavrayamazlar. Ölen kişinin üşüyebileceğini, karnının acıkabileceğini düşünürler. Aynı zamanda bu dönemlerde çocuklar benmerkezcidir. Yani çocuğun dünyasında olup biten her şeyin onunla ilgili olduğuna dair bir inanışlar vardır. Dolayısıyla bu dönemlerde bir yakınının ölümüne şahit olan çocuk kendini bundan sorumlu tutabilir, suçlayabilir. Benim yüzümden oldu, ben daha iyi bir çocuk olsaydım ölmezdi gibi bir düşünceye kapılabilir. Yine altı yaşa kadar somut düşünce döneminde olan çocuklar aynı zamanda büyüsel düşünceye de inanırlar. Eğer çocuk yakının ölümünden bir süre önce ona karşı bir kızgınlık yaşamış ve gitmesini ya da ölmesini dilemişse kendini bundan sorumlu tutabilir ve suçlu hissedebilir. Böyle bir durum anlaşıldığında çocuğa ölüm sebebi ile ilgili yaşına uygun olarak somut bilgi verilmeli ve yakının ölümünün onunla bir ilgisi olmadığı anlatılmaya çalışılmalıdır. Bu dönemlerde çocuklara ölüm haberini verirken genellikle yumuşatmak için uzaklara gitti, yolculuğa çıktı, uzun bir uykuya daldı, vefat etti gibi şeyler söylenir. Çocukların bunları zihninde anlamlandırması daha zor olacağı için bu durum onlarda kafa karışıklığına yol açacaktır. Örneğin çocuğa ölen kişi için uzun bir yolculuğa çıktı gibi bir metafor kullanıldığında çocuk sonraki dönemlerde yolculuğa çıkmakla ilgili bir kaygı geliştirebilir. Ya da uzun bir uykuya daldı gibi bir açıklama yapıldığında çocuk uyumakla ilgili kaygılar geliştirebilir. Dolayısıyla bu dönemlerde çocuğa ölüm ile ilgili konuşulurken olabildiğince somut konuşmakta fayda vardır. Vefat etti yerine direkt öldü kelimesi kullanılabilir. Uzaklara gitti yerine bir daha hiç canlanamayacağı, artık bizimle olamayacağı ifade edilebilir. Bu noktada çocuğun kaygısını azaltabilmek için ölen kişinin artık bir şey hissedemediği, üşümediği, acıkmadığı, canının yanmadığı ifade edilmelidir. Çocuk eğer istiyorsa mezarlığa götürülebilir fakat istemiyorsa bu konuda zorlanmamalıdır. Özellikle cenaze töreninde ölen kişinin gömülmesini görmemesinde fayda vardır. Ölünün toprağın altında olduğunu düşünen çocuk orada üşüyeceğine ve canının acıyacağına daha çok inanır ve bundan rahatsız olur.
Altı – On Yaş Dönemi
Çocuklar ortalama altı yaş itibariyle ölümün tam olarak ne olduğunu kavramaya başlarlar. Ölümün bir yok olma olduğunun, geri dönüşümü olmadığının farkına varırlar. Fakat yine yaklaşık on yaşına kadar ölümü kendilerine yakıştıramazlar ve ölümün kendilerine ve sevdiklerine gelebileceğini kabul edemezler. Bu dönemlerde genellikle sadece çok yaşlı insanların ya da kötü insanların ölebileceğini düşünürler. Bundan dolayı yine ölümden çok kaygı duymazlar. Ancak kendisine çok yakın birinin ölümüne şahit olan çocukların bu algısı maalesef yıkılmak zorunda kalır. Yaşları itibariyle bunu kabul etmekte zorlanan çocuklar bu dönemlerde ölümle karşılaştıklarında uzun süre bu durumu kabullenmek istemeyebilirler. Yakınlarının ölümünü reddedebilir, hiçbir şey olmamış gibi davranabilirler. Zaman içerisinde ölen kişinin geri dönmemesi ile birlikte durumu kabullenmek zorunda kaldıklarında da büyük bir güvensizlik ve yıkım duyabilirler. Bu dönemlerde ölüm ile yakından tanışan çocuklarda ağır bir depresyona girme ya da ağır öfke nöbetleri geçirme ihtimalleri çok yüksektir. Bu yüzden daha dikkatli olunması gerekir. Çocukla bu konuyla ilgili ihtiyaç duyduğu her anda konuşması, hislerini ve duygularını paylaşması için desteklenmesi çok önemlidir. Uyku, yeme içme ve davranış değişiklikleri dikkatle takip edilmeli ve mutlaka bir uzmandan destek alınmalıdır.
On Bir Yaş ve Sonrası
Çocuklarda yaklaşık olarak on yaşından sonra ölüm algısı artık yetişkinlerin ölüm algısına yaklaşık ve ölümle ilgili her şeyi tam anlamıyla kavramaya başlarlar. Bu dönemlerde ölümün ne olduğunu, her an herkese gelebileceğini kavrayan çocuklarda kendisinin ve sevdiklerinin ölebileceğinden dolayı ölüm kaygısı gelişebilir. Ölümle ilgili sık sık soru sorabilir ya da oynadıkları oyunlarda ölüm temasını sık sık kullanabilirler. Bu dönemlerde çocukların sordukları sorular özenle yanıtlanmalı, ölümün bir gerçek olduğu herkesin bir gün ölebileceği ama şuan ölmemiz için bir sebep olmadığı, yaşlı ya da hasta olunmadığı ve henüz kaygılanmamıza gerek olmadığı çocuğa yaşına uygun olarak açıklanmalıdır. Bu dönemlerde ölüme yakından şahit olan çocuklar, yaşadığı kaygının ve üzüntünün ağırlığıyla bu konuyu düşünmeyi ve konuşmayı reddedebilirler. Ölüm karşısında hiç tepki vermeyecekleri gibi çok büyük öfke ve kızgınlık da duyabilirler. Farklı zamanlarda yaşadığı öfke patlamaları ile kendilerini rahatlatmaya çalışabilirler. Aynı zamanda içe kapanma ve yalnız kalma isteği de duyabilirler. Bu dönemlerde çocuğun kayıp ile ilgili yaşadığı acıya saygı duyulmalı, duygularını yaşaması ve ifade etmesi için ona fırsat verilmelidir. Eğer ölen kişi ebeveynlerinden biriyse kalan ebeveyni ile acısını ve duygularını paylaşması çok önemlidir. İhtiyaç duyduğu her anda ebeveyni ile konuşabileceğini, ondan destek alabileceğini bilmesi ve hissetmesi önemlidir. Bu dönemlerde çocuklarda kayıptan sonra genellikle kendiyle ilgili gelecek kaygıları da oluşmaya başlar. Özellikle kayıp ebeveyn kaybıysa, ona ne olacağı, kimin bakacağı, hayatında nelerin düşüneceği ile ilgili kaygılanmaya başlar. Bu konularda da çocuğa olabildiğince açıklayıcı konuşmalar yapmak önemlidir.
Çocuklarda Yas Süreci
Yas, sevilen birinin kaybından sonra mutlaka yaşanması gereken bir durumdur. Yaşanmayan yas önemli bir sorun haline gelebilir. Yetişkinlerde olduğu gibi çocuklarda da yas tutma görülür. Yetişkinlerinkine benzer evrelerden geçseler de çocuklarda bu evrelerin ifade biçimleri değişebilmektedir. Yas sürecinde kişide görülen duygu durumlarının yoğunluğu genellikle ölümden yaklaşık bir hafta on gün sonra şiddetlenmeye başlar ve bundan yaklaşık bir ay sonra şiddetinde azalmalar görülmeye başlanması beklenir. Altı aydan uzun süren şiddetli yas her birey için patolojik kabul edilmektedir. Yas süreci genellikle dört evreden geçerek tamamlanır.
Yasın Evreleri
Birinci Evre; Şok ve İnanmama Evresi
Yas sürecinin birinci evresi bir şok sürecini içerir. Kişi yaşadığı durumu algılamada ve kabul etmekte zorlanır. Çocuklarda olayın doğruluğuna inanmama gibi bir tepki gelişebilir. Altı yaşından küçük olan çocuklarda henüz soyut düşünce de gelişmediği için olayın kalıcılığını anlamaz ve günlük yaşamına hiçbir şey olmamış gibi devam edebilir. Genellikle bir hissizlik ve duyarsızlık vardır. Henüz ölen kişinin tamamen yok olduğu kabullenilmemiştir ve sanki her an çıkıp gelecekmiş gibi hissedilir. Bu evrenin süresi kişiden kişiye göre değişmekle birlikte genellikle iki, üç saat, iki, üç gün ile iki, üç hafta arasında değişkenlik gösterir. Bu evrede genellikle acı, mutsuzluk, öfke gibi duygular hissedilmez. Kişi hiçbir şey olmamış gibi davranabilir. Bu süreç yaşadığı sıkıntı ile baş edebilmek ve kendini rahatlatabilmek için geliştirdiği bir savunma mekanizmasıdır. Fakat iki, üç haftadan daha uzun süren şok evresi önemli bir sorun haline gelebilir.
İkince Evre; Öfke ve İsyan Evresi
Şok evresinden sonra geçirilen ikinci evre öfke, korku ve isyanları içeren bir süreçtir. Bu dönemde artık çocuklar yaşadıkları durumun farkına varmışlardır. Genellikle en yoğun hissettikleri duygu öfkedir. Ölen kişiyi, kendilerini ya da kalan ebeveynlerini suçlayabilirler. Onu bırakıp gitti diye ölen kişiye öfkelenebilir, ölmesini engelleyemedi diye kendisine ya da ebeveynine öfkelenebilirler. Yaratıcıya kızıp onu yanına aldığı için isyan edebilirler. Eğer ölen kişi çocuğun ebeveyni ise, kalan ebeveynin onunla yasını ve üzüntüsünü paylaşmadığı durumlarda da kalan ebeveynlerine öfkelenebilirler. Bazen de ebeveynin yası çok şiddetli ve çok uzun süreli ise kalan ebeveyni yastan çıkarmak için de öfkeyi kullanabilirler. Çocuklarda öfke tepkileri sürekli olmayabilir. Değişik zamanlarda aniden çıkan öfkeler olarak kendilerini gösterebilirler. Aynı zamanda bu dönemde çocuklar kendilerine ilişkin bir korku da hissedebilirler. Özellikle ölen kişi çocuğun ebeveyni ise kendi bakımı ve hayatını devam ettirmesinde yaşayabileceği değişiklikler ile ilgili kaygılanabilirler. Özellikle ölen kişi kardeş ya da akran ise kendi ölümü ile ilgili daha fazla korkuya kapılabilirler. Bu dönemlerde çocuklarda öfkenin dışa vurumu yaygın ve beklenen bir tepkidir. Bu dışavurum genellikle ağlamaları ve bağırmaları içeren öfke patlamaları, ebeveynine ya da akranlarına vurma ya da incitici sözler söyleme davranışı, meydan okuma ve inatlaşmalar, şiddet içerikli oyunlar oynamalar olarak görülür. Özellikle on bir yaş sonrasında öfke, kendine ve başkalarına zarar verme olarak da görülebilir. Böyle durumlarla karşılaşıldığında çocuğa öfkesini boşaltmasına fırsat verilmeli ve olabildiğince anlayışlı davranılmaya özen gösterilmelidir. Öfke tepkilerinin çok ileriye gittiği durumlarda mutlaka bir uzmandan yardım alınmalıdır.
Üçüncü Evre; Ümitsizlik Evresi
Genellikle öfke evresinden sonra gelen bu süreçte artık ölümün gerçekliği ve kalıcılığı iyice kabullenilmiş ve ölen kişinin geri gelmeyeceği kavranmıştır. Bu evrede derin bir ümitsizlik, üzüntü ve özlem duygusu yaşanır. Üzüntü ve özlem çocuklarda farklı şekillerde yaşanabilir. Bazen çok sık ağlama ile duygularını dışa vurabilirken bazen de yalnız kalma ve kimseyle konuşmak istememe ile duygularını tek başına yaşamak isteyebilirler. Özlem duygusu çocuklarda çok fazla şeyi kapsayabilir. Özellikle ebeveyn kaybı ise, sevgi ihtiyacını karşılayan en önemli kişi olduğu için bu sevgiyi arayabilir ya da günlük yaşamdaki sorumluluklarına yardımcı olan kişi olarak sorumluluklarını paylaşmaya karşı özlem duyabilir. Bu süreçte kalan ebeveynin çocuk ile üzüntüyü, özlemi ve anıları paylaşması çok önemlidir. Çocuk üzüntüsünü ve özlemini ifade ettiğinde bunun çok normal ve anlaşılır bir durum olduğu ve bu konuda yalnız olmadığı anlatılabilir. Kalan ebeveynin de üzüldüğü ve ölen kişiyi özlediği çocuğa anlatılmalı ve özlemini giderebilmek için alternatif yollar konuşulabilir. Çocuğa o görmese bilr ölen kişinin kendisini görebileceği ve duyabileceğini, ihtiyaç duyduğu zaman onunla konuşabileceği söylenebilir. Birlikte fotoğraflarına ve videolarına bakmak, anıları konuşmak ve ölen kişinin sevdiği aktiviteleri birlikte yapmak çocuğun rahatlamasına yardımcı olacaktır. Bu dönemlerde çocuklar ölen kişi ile yakınlaşmak isterler. Onun anıları ile meşgul olmak, fotoğraflarına bakmak, ona ait öyküleri dinlemek çocuğun rahatlamasını sağlamak için önemlidir. Bazen çocuklar ölen kişiye yakınlaşma çabası olarak onlarla daha fazla özdeşim kurmak isteyebilirler. Bu durumda onun gibi davranmak, onun gibi konuşmak, onun rollerine bürünmek, özellikle onun sevdiği şeyleri sevmek gibi tepkiler gösterebilirler. Bu tepkiler de çocuklarda kaybın acısını hafifletmek için kullanılabilir. Öte yandan bazı çocuklar ölen kişinin sanki içlerinde yaşıyorlarmış gibi her an onun yanında olduğunu, onunla arasında özel bir ilişki kurduğunu düşünebilir. Bu durum şiddetli ve uzun sürerse patolojik bir sonuca işaret edebilir. Bu evre sürecinde çocuklarda uyku ve yeme bozuklukları, yalnız kalma ve karanlık korkusu, her an bir şey olacakmış kaygısı çok sık görülen bir durumdur. Özellikle çocuğa ölen kişinin uzun bir uykuya daldığı söylenen durumlarda çocuk uyumaya karşı korku da geliştirebilir. Aynı zamanda dikkat eksikliği, okula gitmek istememe ya da akademik başarının düşmesi de çok sık görülen durumlardır. Özellikle on bir yaş sonrasında gelecek kaygısı ve hayatı sorgulamaya başlama akademik başarının düşmesinin sebeplerinden biridir. Küçük çocuklarda ayrılık anksiyetesi de çok sık görülebilir. Kendisine ya da ebeveynine bir şey olabileceği korkusu ile ebeveyninden ayrılmak istemeyebilirler. Ayrıca küçük çocuklarda regresyon, yani bir önceki döneme gerileme de sık görülen durumlardandır. Kazanılmış tuvalet kontrolü kaybedilebilir, yaşından daha küçük davranmaya başlayabilirler. Bu evrede çocuklarda üzüntü, özlem ve ümitsizliğin çok şiddetli ve uzun süreli yaşanması sonucunda depresyona kadar giden bir süreç görülebildiğinden dikkatli olunmalı ve böyle bir durum fark edildiğinde mutlaka bir uzmandan yardım alınmalıdır.
Dördüncü Evre; Kabullenme Evresi
Yasın son evresi olan dördüncü evrede artık ölen kişinin hayatından çıktığı durumu kabullenilmiş ve ölümle yüzleşme gerçekleştirilmiştir. Ayrılığın gerçekleşmesi, ölenle ve ölümle sağlıklı özdeşim kurma ardından hayata devam etme sürecini içerir. Bu evrede artık öfke ve mutsuzluk hafiflemeye ve günlük hayata yeniden adapte olmaya başlanması beklenir. Ölen kişiyi düşündükçe üzülme tabii ki devam eder fakat sağlıklı özdeşim kurulduğu için bu üzüntünün içerisinde öfke ve suçluluk duyguları yoktur. Kişinin dikkatinin yeniden kendine ve hayata yönelmesi, işine, okuluna ve sosyal hayatına yeniden uyum sağlamaya başlaması beklenir. Çocuklarda daha önceki evrelerde görülen davranış problemleri ve kaygı bozukluklarının sönmeye başlaması ve anılarla daha az meşgul olup kendi ile daha fazla meşgul olmaya başlaması beklenir. Bu evreyi de sağlıklı atlatan kişiler artık yas sürecini tamamlamış kabul edilir.
Yas sürecinin şekli ve süresi kişiden kişiye değişiklik gösterebildiği gibi ölüm durumuna göre de değişiklik gösterebilir. Ölen kişinin kim olduğuna, ne kadar hazırlıklı olunduğuna göre bu durum değişebilir. Tabii ki en şiddetli yas çocuk için bir ebeveynin ya da kardeşinin kaybı olacaktır. Aynı zamanda ani, beklenmedik, travmatik ve çocuğun şahit olduğu ölümler daha kalıcı psikolojik bozukluklara yol açabilir. Yas süreci tamamlandıktan sonra da özellikle bazı özel günlerde ya da özel yerlerde yas yeniden yaşanabilir. Özellikle ölen kişinin doğum gününde ya da ölen kişi ile çok fazla güzel anının olduğu özel bir yerde yasın tekrarlanması normal bir durumdur. Fakat tabii ki yasın tekrarlandığı durumlarda ilk andaki yas evrelerinin tamamından geçilmeyecektir.
Çocuklarda yas sürecinin sağlıklı tamamlanabilmesi için çocuktan bir şey gizlememeye çalışmak, çocuğun duygularını paylaşmasını sağlamak, bunun için ona ortam oluşturmak ve aynı zamanda çocukla duyguları paylaşmak oldukça önemlidir. Çocuklar için herhangi bir ebeveynlerinin kaybı oldukça zor ve ağır bir durumdur ve hayatlarında büyük bir yokluğa, büyük bir değişikliğe neden olur. Günlük yaşamındaki rutini bozulan ve değişen çocuğun en büyük isteği eski rutinine geri dönmek ve hayatında çok fazla bir değişikliğin olmamasıdır. Özellikle bu süreçte çocuğun hayatında başka bir değişikliğe daha maruz kalması onun için çok daha fazla yıpratıcı bir durum haline gelebilir. Bu süreçte kayıpla ile birlikte çocuğun hayatında zaten önemli bir değişiklik olduğu için taşınma, okul değiştirme gibi köklü bir değişiklik daha olması durumunda çocuğun yas süreci çok daha fazla zor geçebilir ve daha uzun sürebilir. Özellikle ebeveyn ya da kardeş kayıplarında, çocuk ve kalan ebeveyn ne kadar çabuk günlük yaşamında normal akışına dönerse çocuk için de yas süreci o kadar çabuk ve kolay atlatılacaktır.
Kaynakça: Yas Süreci; Türkiye Psikiyatri Derneği, Çocukta Yas Süreci; Osmangazi Rehberlik ve Araştırma Merkezi, Çocuklar için ölümün anlamı ve yas; Bengi Semerci Enstitüsü